Category "Standard"

7Nis2019

Oyun; çocuğun çevresinde olup bitenleri öğrenme yöntemidir, çocuğun işidir.

Oyun; çocuğun gerilimden kurtulmasını ve biriktirdiği enerjisini boşaltmasını sağlar. Bu enerjinin boşaltılmaması, çocuğun alıngan ve içe dönük bir yapıya sahip olmasına neden olabilir.

Oyun yoluyla çocuktaki saldırganlık dürtüsü boşaltılır, hayal kırıklıkları azaltılır ve çocuk korkuların yarattığı gerilimden kurtulur. Oyunun tedavi edici özelliği de vardır. Çocuk kendisine izin verilmediği için yapamadığı bir işi oyunlarında yaparak rahatlayabilir. Evin bireylerine olan duygularını oyun yoluyla açığa vurur. Örneğin; kardeşini kıskanan bir çocuk oyununda kardeşi rolündeki bebeği cezalandırabilir. Uzmanlar bu özelliklerinden dolayı oyunu ve oyuncakları sorunun teşhis ve tedavisinde kullanırlar. Sorunun teşhisinde ev, bebek gibi oyuncaklardan, tedavisinde ise hamur, kum, kil, su gibi materyallerden yararlanılabilir. Kum, kil, hamur her türlü yaratıcılığa fırsat verir, ürkek ve sıkılgan çocuğun bazı beceriler edinerek kendini kanıtlamasına, huzursuz çocuğun gerginliğini gidermesine, hareketli çocuğun enerjisini harcamasına imkan sağlar. Su her yaşta çocuğu keyiflendirir, deney yapma olanağı sağlar, utangaç çocuğu uyarır, çekingen çocuğu rahatlatır ve saldırgan çocuğu sakinleştirir.

Anne-babalar çocuğun gelişiminde büyük yeri olan oyun ve oyuncaklara gereken önemi vermelidir, çocuğa oyun için yer, zaman ve fırsat tanımalıdır, oyunlarına saygı göstermeli ve mümkün olduğunca oyunlarına katılmalıdır.

Çocuklarımıza uygun oyuncağı nasıl seçeceğiz?

Bu çok kolay bir iş değildir, çocuğun gelişimini, ilgilerini bilmeli, çocuğu iyi tanımalıyız.

Yeni doğan bebeğin en değerli oyuncağı kendi bedenidir. Bebek ellerini açıp kapatarak, başını sallayarak kendi kendine eğlenir.

İlk aylarda hareketli ve ses çıkaran nesneler dikkatini çeker. Yatağın üstüne asılan mobiller gibi…

6.-7. aylardan itibaren oturmaya başlamasıyla bebek plastik küplerden, renkli halkalardan, yumuşak hayvancıklardan hoşlanır.

10-12. aylarda ayağa kalkmaya başlayan bebeğin dikkatini renkli toplar, iç içe geçen kutu ve küpler çeker.

13. aydan itibaren, yürümeye başlayınca ipinden çekerek oynayabileceği hareketli, tekerlekli oyuncakları tercih eder.

15-18 aylık çocuklar üstüne çıkıp oturabileceği oyuncaklardan hoşlanırlar.

İkinci yılın sonuna doğru, oyuncakları iç içe veya üst üste yerleştirmek, bütünü parçalarına ayırmak, parçaları birleştirmek çocuğun en sevdiği oyunlardır. Kova, kazma, kürek, marangoz aletleri, bebekler, arabalar bu yaş çocuğu için ideal oyun gereçleridir.

3-4 yaşlarındaki çocukların en sevdikleri faaliyetler bisiklete binmek, tırmanmak, atlayıp zıplamaktır. Bisiklet, bloklar, küpler bu yaş çocuğu için uygundur.

Ayrıca 2 yaşından itibaren su, kil, kum oyun hamuru gibi materyaller çocuğun yaratıcılığını geliştirmek için yararlıdır.

4-6 yaş çocuğu hareketli faaliyetlerin yanında, boyama, kesme, yapıştırma, puzzle yapma gibi faaliyetlerle de uğraşmaya başlar. Bu dönemin en yaygın oyunları evcilik, doktorculuk gibi oyunlardır.

Okul çağıyla beraber kitap okuma, kalem-kağıt faaliyetleri artar, ancak çocuk yapı ve montaj oyunlarına ilgi duymaya devam eder. Çocuk okula başlayınca oyuncak ve oyun ihtiyacının sona erdiği düşünülmemelidir. Çocuk daha çok uzun bir süre oyundan yararlanacaktır.

17Ara2018

En değerlilerimiz çocuklarımıza, herhangi bir rahatsızlığı kondurmak hiç kolay değil. Çocuklarımızda basit bir öksürük bile kabuslarımız olurken, iletişim sorunlarını ya da gelişimsel gecikmeleri fark etmek ve bunun için harekete geçmek çok zor olabiliyor. Bu sebeple, endişeli bir ebeveynin “çocuğum adına yeteri kadar tepki vermiyor” deyişine kulak vermek gerekiyor.

Böyle durumlarda aile ile yüz yüze görüşmeyi ve çocuğun hikayesini aileden dinlemeyi çok faydalı buluyorum. Çünkü bu konuşmalarda, ailenin daha önce dikkatini çekmeyen ya da ilk etapta bir profesyonel ile paylaşmaya değer görmediği bilgiler ortaya çıkıyor. Genellikle de bu bilgiler bizler için, gerekliyse ilerleyen süreçteki eğitimlerimiz için, oldukça faydalı oluyor. Örneğin, evde saç kurutma makinasının sesinden tedirgin olan bir çocukla, aşırı coşkulu konuşmamaya, ani sesler çıkarmamaya özen gösteriyorum başlangıçta. Aynı şekilde, babası da şeftaliye dokunamayan bir çocuğun (bu nedenle önemsenmeyen bilgi), şeftaliye dokunamaması bütün tablo düşüldüğünde biz profesyoneller için oldukça önemli bir bilgiye dönüşüyor.

Aileler için en anlaşılabilir işaret konuşma gecikmesi olsa da, genelde aileler çocuklarının iletişim isteksizliğini daha önceden hissedebiliyorlar. İşte bu hisse kulak veren ailelerin yapması gereken, hemen bir profesyonele başvurarak gelişimsel değerlendirme talep etmek. Çocuğunuzun 3 kübü üst üste koyup koyamaması değil yalnızca, değerlendirilmesi gereken. İletişim istekleri, iletişim yolları, kendini sakinleştirme becerileri…

Unutmayın ki, kapsamlı bir gelişimsel değerlendirme daha yolun çok başındayken, bize çok zaman kazandırabilir.

17Ara2018

Bizlere gürültü gibi gelen tangır tungur sesler miniklerimizin çok hoşuna gider. Hele ki, bu sesleri kendileri bir eylem yapıp çıkarıyorlarsa değmeyin keyiflerine…Siz de evde basit müzik aletleri ile çocuğunuzla oldukça yaratıcı oyunlar oynayabilirsiniz.

-Ksilefon: Çocuğunuzun ksilefonu keşfetmesine izin verdikten sonra, sırayla çalmayı deneyebilirsiniz. Bakalım sıra takibini yapabiliyor mu? Siz çalarken sakinliğini koruyabiliyor mu? Dikkatini geliştirmek istiyorsanız da, çocuğunuzdan sizinle aynı çubuklara vurmasını isteyin. Örneğin; siz yeşil çubuğa vurdunuz, “aynısını yap” diyerek çocuğunuzun da “yeşil çubuğa vurmasını bekleyin. Daha büyük çocuklarda, birkaç çubuğa vurabilir ve böylelikle oyunlarınızı çeşitlendirebilirsiniz.

-Marakas: Tek bir marakas ile sırayla sallama yapabileceğiniz gibi, biri sizde biri çocuğunuzda olacak şekilde iki adet marakas ile senkronize sallama-durma oyunları oynayabilirsiniz. Başlangıçta komik bir ses tonuyla “salla, salla” diyerek marakası sallayıp, sonra yüksek sesle “dur” diyerek sallamayı bitirin. Çocuğunuz oyundan keyif alınca, bırakın o da lider olsun. Siz onun ritimlerine uyun.

-Düdük /Parti düdüğü: Üflemeli müzik aletlerinin çocuğunuzun için güzel bir dil ve konuşma egzersizi olduğunu unutmayın. Sırayla üfleyin, ritmik üfleyin (önce 1 kere, sonra 2 kere vb.), sıcak soğuk gibi oyunlar esnasında ipucu olarak üfleyin (aranan eşyaya yakınlaşınca kesintisiz düdük çalma gibi), yeter ki üfleyin…

17Ara2018

Otizm, iletişim ve sosyal sorunlar yaşayan, kısıtlı ilgi alanları olan, sürekli aynı davranışları tekrar eden ve bir ömür süren bir gelişim bozukluğu hastalığıdır. Genellikle hayata geldikten sonraki üç yıl içinde belli olur. Rahatsızlığı erken anlayan aileler bunu ilgili doktorlara ilettiklerinde rahatsızlığın etkilerini en aza indirmiş olurlar.

 Otizm belirtileri! otizmin teşhisinde 10 temel belirti yeniden tanımlandı!

-Çocuk başkaları ile göz teması kuramaz

-Kendisine seslenildiğinde bunu anlamayıp bakmaz

-Söylenenleri duymuyor gibi davranır

-Bazı kelime veya cümleleri sürekli olarak tekrar eder

-Alakasız ortamlarda konuşur

-Oyuncaklarla oynayamaz

-Parmağı ile bir şeyi veya bir yeri gösteremez

-Sallanma hareketinde bulunur

-Kendi yaşıtları oyun oynarken onlarla ilgilenmemesi

-Çırpınma faaliyeti vardır

Ayrıca şu belirtiler yer almaktadır;

-Aşırı hareketli olur

-Gözleri sürekli olarak hep aynı noktaya sabit kalır

-Yaşıtları konuşmaya başladığında onun bundan geri kalması

-Olaylara aşırı tepki vermesi

-Kendisine sarılmak kucaklamak isteyenlerden kaçınması

-Kendi bildiğince davranır

Doktorların son 10 yılda geliştirdiği ve eğer iyi bir şekilde takip edilebilirse tedavinin oldukça başarılı olacağı tespit edilmiştir. Doktor Lebecca Landa “Aile bireylerinin ve doktorların belirtileri erken fark edebilmesi çok olumlu sonuçlar elde etmemize yardımcı olur “ demiştir. Doktor Landa’nın teşhisine göre bazı çocuklara 13-14 aylıkken tanı koyabileceklerini hatta 2 yaşında çocuklara bile erken teşhis konulabileceğini söylemiştir.

 Doktor Landa’ya göre belirtileri şunlardır:

  •  Kendine gülenlere gülümseyememek
  •  10-11. Aydan sonra iletişim kurmayı anlamama
  •  Olağan dışı tepkiler ve bu tepkileri tekrarlama
  •  Emeklerken veya yuvarlanırken bu hareketleri zorla yapma
  •  İsmi ile seslendiğinizde onu anlamaması (tepki veremiyor olması)
  •  Ses çıkarma konusunda geri kalma hatta çoğu zaman çıkaramama

Mesela bir bireye otizm teşhisi koymak için yukarıdaki belirtilerin 6-7 sine sahip olması gerekmektedir.

Bu belirtilerin bir veya iki tanesinin de bebek 36 aya varmadan teşhis edilmesi gerekir.

9Nis2018

Tatlı ve endişeli ailelerimle ilk tanışma cümlelerimden biri bu olmakta: “Çocuğumuz için pedagog arıyorduk…”.

 

Türkiye’de 1982 yılından bu yana “Pedagog” yetiştirilmediğini biliyor muydunuz? Pedagoji bölümlerinin kapatılması ile yeni kuşakta hakkıyla “Pedagog” ünvanını alan kişiler kalmadı. Bu sebeple, bu konuda ilk söylemek istediğim şey genç kuşakta kendini pedagog olarak tanıtan kişilerden hızla uzaklaşın! Psikolojik danışman olur, psikolog olur, gelişim uzmanı olur ama pedagog olmaz yeni nesilde….

Pedagog ile çocuk psikoloğu kavramlarının eş anlamlı olarak kullanılması oldukça sık dile getirilen bir yanlıştır, bu sebeple. Pedagoglar eğitim bilimciler iken, psikologlar psikoloji uzmanı kişilerdir. Pedagojinin yeni mezun vermeyen bir bölüm olduğu da göz önüne alırsak, çocuklarımız ile ilgili gelişimsel ya da psikolojik bir konuda danışmanlık istediğimizde, başlangıçta çocuk psikologlarına ya da çocuk psikiyatrlarına başvurmak en doğrusu olacaktır.

Çocuk psikiyatrları (yani tıp doktorları), çocuğunuz ile ilgili size doğru tanılamayı yapıp, bu alanda çalışan ve çocuğunuza bu yolda rehberlik edecek psikologlara sizi yönlendireceklerdir. Psikologlar, doktor olmadıklarından tanı koyma yetkileri yoktur. Ancak aynı doktorlar gibi çeşitli ilgi alanları üzerinde uzmanlaşırlar. Yani nasıl ki, gözümüz ile ilgili bir problemimizde göz doktoruna gidip, cildiyeye gitmiyorsak; psikoloğumuzu da seçerken kendi destek almak istediğimiz konu hakkında uzmanlaşmış olması gerektiğine dikkat etmeliyiz.

3Ağu2017

Televizyon kumandası bir anda telefona dönüşebildiği gibi, inanılmaz hızlı giden bir uçağa da dönüşebilir çocuklarımızın elinde. İşte belki tam da bu sebeple, havalarda uçarken görebilirsiniz kumandanızı! Sakinliğinizi koruyun, sembolik oyun dünyasına hoş geldiniz!…

Sembolik oyun temelleri 1 yaş civarında atılmaya başlar. Miniklerimiz bu zaman diliminde, daha önceden nesnelerle tekrarladıkları hareketleri, yavaş yavaş nesnesiz taklit etmeye başlar (örneğin, elinde bardak yokken bir şeyler içer gibi yapmak) ve bunu bir oyuna dönüştürürler. Gelişen bilişsel beceriler, dil beceriler ve sosyal beceriler desteğiyle de sembolik oyunlar gitgide çetrefilli bir hale gelir. Işıklar kapatıldığında salon, bir uzay mekiğine dönüşebilir, yünlü bereler astronot başlığı; boyna takılan kolye şeklindeki bir ip yaşam destek kutusu olabilir…Yaratıcılıkta sınır yok!

Gelişim kuramcılarının bir kısmı sembolik oyunları bilişsel gelişimin aynası olarak düşünmektedir. Diğerleri ise, bu tarz sembolik oyunların bilişsel gelişimi destekleyici olduğu savını öne sürmektedirler. Son yıllarda ise uzlaşmacı bir tavır benimsenmiştir, ki günlük hayat örneklerine bakıldığında en doğrusunun bu olduğu gözlenmektedir. Gelişimsel problemleri olan çocuklarımızda sembolik oyun kurumu ve oynanmasının oldukça az olduğunu bilmekteyiz. Ancak bir diğer yandan da sembolik oyunların yetişinler tarafından desteklenmesi ile çocukların dil becerileri ve sosyal becerileri de oldukça gelişmektedir. Dolayısıyla, sembolik oyunun ortaya çıkması için belli bir bilişsel olgunluk gerektiği, sembolik oyunlar ortaya çıktıktan sonra da bilişsel becerileri desteklediği düşünülebilir.

Çocuğunuzun sembolik oyunlarına katılın! İki yaş civarında sembolik oyunların takibi biraz daha zor olabilir, çocuklar hemen fikir değiştirebilirler: Kendinizi çay içmeye gelmiş bir arkadaş sanırken, birden yaramazlık yapan bir çocuk olarak bulabilirsiniz. Zaman tanıyın çocuğunuza, denesin, keşfetsin bütün rolleri. İlla fillerin uçamadığı bilgisini vermek istiyorsanız, “evet gerçek hayatta filler uçamaz ama bu bizim oyunumuz ve bizim oyunumuzda filler uçabilir” deyin. Çocuğunuzun yaratıcılığını baltalamayın. Uçan kumandaya gelirsek….Sakinliğinizi koruyun ve sorun, eğer gerçekten bir uçak olduğuna ikna olursanız, kumandanın bozulabileceğini, televizyon çarparsa televizyonu kırabileceğini ve cam parçalarının bize zarar verebileceğini anlatın. En önemlisi de, kumandayı çocuğunuzun elinden aldıktan sonra, ona uçak yapabileceği başka bir şey verin, kağıt havlu rulosu mesela…

31Tem2017

Çocukların en önemli işi oyun oynamak! Nasıl ki bizler, her sabah işimize gidiyorsak, onlar da her yeni güne gözlerini oyun oynamak için açıyorlar…Bu açıdan baktığımızda, “ama daha oyunum bitmedi anne” bahanesi oldukça geçerli görünüyor. Peki ama çocuklarımız yaşlarına ve gelişimlerine göre ne tip oyunlar oynarlar? Çocuğumuzu her yalnız gördüğümüzde arkadaşlarının yanına gitmeye zorlamalı mıyız?

Yapılan araştırmalar, özellikle yeni doğanların ve 1 yaşından daha küçük bebeklerin kendilerini ve vücutlarını tanımaya yönelik oyunlar ile meşgul olduklarını göstermektedir. Genellikle tekrarlayıcı hareketler içeren bu oyunlar esnasında, bebeklerin kendilerine ve çevrelerine dair gözlemler yaptığı düşünülmektedir. Bu yaş dilimindeki çocuklar yan yana geldiklerinde dahi, çoğunlukla birbirlerine ve birbirlerinin yaptıklarına dikkat etmezler.

İlk doğum günü pastasının üflenmesinden sonra, çocuklar yavaş yavaş birbirlerinin oyunlarına da dikkat etmeye başlarlar. Halen aralarındaki etkileşim oldukça kısıtlıdır ve birbirlerinin oyunlarına pek de karışmazlar. Ama tabir-i caizse, bir gözleri de birbirlerindedir. Bu paralel oyun döneminde, çocuklar “aynı odadaki yabancılar” şeklinde nitelenebilirler.

İki yaş civarında, çocuklar iletişim yollarına daha hakim olduklarından sosyal anlamda da başka bir dönemin içerisine girmiş olurlar. Oyuncaklar yavaş yavaş paylaşılmaya başlanılır, aynı mekanda yan yana oldukça farklı hayal güçlerinin ürünü olan oyunlar da oynanabileceği gibi, karşılıklılık içeren basit oyunlar da (örneğin saklambaç) oynanabilmektedir. Bu oyunlar, kooperatif sosyal oyunların öncüllerini oluşturmaktadır. Bilişsel becerilerin de artması ile birlikte, çocuklar rol dağılımı yaparak (“sen annesin, ben baba”) oyunlar oynamaya başlarlar. Bu oyunlar herhangi bir plana bağlı kalmaksızın, adeta bir doğaçlama tiyatro gibi ortaya çıkmaktadırlar. Bu sebeple, anlaşmazlıkların yaşanması, bazı oyunların gözyaşları ile bitmesi kaçınılmazdır.

Dört yaş çocuğu, hayattaki bu tür tecrübelerine dayanarak artık rolleri ve senaryoyu başından konuşarak oyunları daha sosyo-dramatik bir hale getirmektedir. Yani dört yaş çocuğu, oyun planı yaparak sadece oyunu karmaşıklaştırmamakta, akranları arasındaki sosyal becerilerini de geliştirmektedir.

Unutulmaması gereken, yeni bir oyun dönemine girilmesi ile birlikte, daha önceki oyun alışkanlıklarının tamamen terk edilmediğidir. Pek çok çocuk, oldukça büyük yaşlara kadar, arkadaşları ile oynadığı kadar, yalnız başına oyunlar oynamayı da tercih etmektedir. Özellikle bilişsel açıdan zorlayıcı oyunları çocuklar sıklıkla yalnızken tecrübe etmektedirler. Gerekli bilişsel becerilerin kazanılması, (bireysel ve grup içi) oyunların bilişsel karmaşıklığını ve çocukların sosyal becerilerini arttırmaktadır.

 

9May2017

Duyusal oyunlar çocukların bütün duyularını harekete geçiren ve böylelikle çocukları keşfetmeye cesaretlendiren oyunlardır. Peki bu duyular nelerdir? Dokunma, görme, tatma, işitme ve koklama hepimizin aklına gelen duyulardır. Ancak son zamanlarda önemi daha da anlaşılmış iki duyu bulunmaktadır: Vestibüler duyu ve proprioseptif duyu.

Vestibüler duyu, bizlere uzaysal konumunuzla ilgili bilgi vererek, denge ve motor koordinasyonumuza liderlik etmekle görevlidir. Vestibüler duyu sayesinde hem kendi konumumuzu hem de bizle ilişkili olan nesnelerin konumu hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Örneğin; çocuklar sandalye kapmaca oynarken aktif olarak vestibüler duyularını kullanmaktadır.

Proprioseptif duyu ise bize kendi hareketlerimiz ve vücut pozisyonumuz ile ilgili bilgi vermektedir. Daha açık konuşmak gerekirse, oturmamız, kalkmamız, bavul taşımamız, düzgün bir şekilde koşmamız, engellerin üstünden atlamamız hep proprioseptif duyudan gelen bilgiler ile sağlanmaktadır.

İşte duyusal oyunlardan beklenilen, bu 7 duyunun da aktif bir şekilde çalıştırılmasını sağlamak, bu çalışmalar sonucunda bütünleşmiş bir duyusal sistem ile çocukların günlük yaşamını düzgün bir şekilde idare edebilmelerini sağlamaktır. Çünkü basit şeyler bazen zorlayıcı olabilmektedir. Örneğin; yeni elbise giymek istemeyen, farklı kumaş dokularından rahatsız olan, arabada sürekli midesi bulanan, saçlarını kestirmek istemeyen, sürekli düşen çocuklar tarafından gündelik hayat daha çetrefilli bir hal almaktadır.

Yapılan araştırmalara göre, aktif bir şekilde duyusal aktiviteler ile meşgul olan çocukların bilişsel gelişimi, dil gelişimi, kaba&ince motor gelişimi, sosyal becerileri ve problem çözme becerileri olumlu olarak etkilemektedir. Ayrıca çocukların hafızalarını da güçlendirdiği görülmüştür. Duyusal oyunlar kaygılı ve stresli çocukları sakinleştirmenin bir yolu olarak da düşünülmektedir. Tüm duyulara hitap eden öğrenmelerin daha kalıcı olduğu gözlenmiştir.

Haydi duyusal oyun oynamaya!

2Nis2017

Çeşitli yaşam koşulları sebebiyle, ne yazık ki çocuklarımız ile güvensiz bir bağlanma örüntüsünün içine girmemiz mümkün. Olası sebepler şunlar olabilir:

-Çocukların hastalıkları ve engelleri: Eğer çocuğunuzun doğar doğmaz hastanede kalıp, özel bakım gerektirecek bir durumu olduysa, bu bağlanmayı etkileyecek bir durumdur. Devamında da yine anne-babaların çocuğun özel ihtiyaçları karşısında aşırı yorulduğunu ve bu nedenle duygusal ihtiyaçları karşılamakta zorlandığını sıkça görmekteyiz.

-Sürekli değişen bakım veren kişiler: Çetin yaşam koşulları içerisinde annenin bebekle çok fazla ilgilenememesi ve diğer bakım veren kişilerin de bebeğin hayatında çok uzun süre kalamamaları sebebiyle güvensiz bağlanma örüntülerine rastlanabilir.

-Bakım veren kişinin çocuğu desteklemek konusunda sıkıntılar yaşaması: Elbette anne ve babalar her zaman çocukları için en iyisini yapmak isterler, ancak kimi zaman çocuklarının ihtiyaçlarını nasıl gidereceklerini, çocuklarını nasıl destekleyeceklerini tam olarak bilemeyebilirler. Geçmişte yaşanılan travma, istismar, depresyon gibi hikayeler destek vermeyi zorlaştırabilir; ya da ani bir sağlık problemi ile güvenli bağlanmanın temelleri sarsılabilir.

-Çeşitli devlet kurumlarında bulunan çocuklar: Çeşitli sebeplerle ailesinden ayrılmak durumunda kalmış, devlet kurumlarında büyümek durumunda kalmış çocukların bağlanma ile ilgili sorunları olabilmektedir.

2Nis2017

DSM-5 Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabı’na göre;

  1. A. Aşağıdakilerden (1) ya da (2) vardır: 
    (1) Aşağıdaki dikkatsizlik semptomlarından altısı (ya da daha fazlası) en az 6 ay süreyle uyumsuzluk doğurucu ve gelişim düzeyiyle uyumsuz bir derecede sürmüştür: 

    Dikkatsizlik
    Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez ya da okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerinde dikkatsizce hatalar yapar. 
    b. Çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı oyunlarda dikkati dağılır. 
    c. Doğrudan kendisiyle konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür. 
    d. Çoğu zaman yönergeleri izleyemez ve okul ödevlerini, ufak tefek işleri ya da iş yerindeki görevlerini tamamlayamaz (karşıt olma bozukluğuna ya da yönergeleri anlayamamaya bağlı değildir). 
    e. Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemede zorluk çeker. 
    f. Çoğu zaman sürekli zihinsel çaba gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almada isteksizdir. 
    g. Çoğu zaman üzerine aldığı görevler ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder (örneğin; oyuncaklar, okul ödevleri, kalemler, kitaplar ya da araç gereçler). 
    h. Çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla kolaylıkla dağılır. 
    i. Günlük etkinliklerinde çoğu zaman unutkandır. 

(2) Aşağıdaki hiperaktivite-dürtüsellik semptomlarından altısı (ya da daha fazlası) en az altı 6 süreyle uyumsuzluk doğurucu ve gelişim düzeyine aykırı bir derecede sürmüştür: 

Hiperaktivite
a. Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur. 
b. Çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar. 
c. Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır (ergenlerde ya da erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir). 
d. Çoğu zaman sakin bir biçimde boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır. 
e. Çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır. 
f. Çoğu zaman çok konuşur. 

Dürtüsellik
g. Çoğu zaman sorulan soru tamamlanmadan önce cevabı yapıştırır. 
h. Çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü vardır. 
i. Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer (örneğin; başkalarının oyunlarına ya da konuşmalarına burnunu sokar). 

             B. Bozulmaya yol açmış olan bazı hiperaktif-dürtüsel semptomlar ya da dikkatsizlik semptomları 12 yaşından önce de vardır. 
             C. İki ya da daha fazla ortamda semptomlardan kaynaklanan bir bozulma vardır [örneğin; okulda (ya da işte) ve evde]. 
             D. Toplumsal, okul ya da mesleki işlevsellikte klinik açıdan belirgin bir bozulma olduğunun açık kanıtları bulunmalıdır. 
            E. Bu semptomlar sadece bir yaygın gelişimsel bozukluk, şizofreni ya da diğer bir psikotik bozukluğun gidişi sırasında ortaya çıkmamaktadır ve başka bir mental bozuklukla daha iyi açıklanamaz (örneğin; duygu durum bozukluğu, anksiyete bozukluğu, dissosiyatif bozukluk ya da kişilik bozukluğu).

 

Alttipleri

 

Alt tipler ise şöyle tanımlanmaktadır:

1)Bileşik tip:

Son altı ay boyunca hem A1 hem de A2 tanı ölçütleri karşılanmıştır.

2)Dikkatsizliğin ön planda olduğu tip:

Son altı ay boyunca A1 tanı ölçütü karşılanmış ancak A2 tanı ölçütü karşılanmamıştır.

3)Hiperaktivite ve dürtüselliğin ön planda olduğu tip:

Son altı ay boyunca A2 tanı ölçütü karşılanmış ancak A1 tanı ölçütü karşılanmamıştır

Kaynak: Amerikan Psikiyatri Birliği, Dsm-5 Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabı. Çev. Prof.Dr. Ertuğrul Köroğlu, Hyb Yayıncılık: 2013.